Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Kurumu Başkanlığının Düzelemiş olduğu
Toplantıda GölSağ Konya Yönetim Kurulu başkanı Hüseyin
Kerpiç sunduğu yazı metni sunuyoruz.
Gölyazı Kasabası ve Tuz Gölü
Konuşmama başlarken hepinizi selamlıyor ve
saygılarımı sunuyorum.
Bu toplantıyı düzenleyen Çevre ve Orman Bakanlığı Özel
Çevre Kurumu Başkanlığına teşekkür ederim.
Toplantıya GÖLSAĞ Gölyazı Kasabası ve Sağlık Köyü
Sosyal, Kültür, Çevre,Yardımlaşma ve dayanışma derneği
adına katılıyorum. Derneğimizin etkinlikleri arasında
özellikle sosyal, kültürel ve çevresel konular ön plandadır.
Bildiğiniz gibi, her kurum ya da oluşum, bir ihtiyacın,
toplumsal bir beklentinin ve arayışın sonucu olarak ortaya
çıkar.
Burada GÖLSAĞ'ın niçin kurulduğunu belirtirken aslında bu
yolla sorunlarımızı da dile getirmiş olacağım.
Çünkü GÖLSAĞ, bu sorunların çözümüne yardımcı olma yolunda
oluşmuş toplumsal bir beklentinin somutlaşmış
ifadesidir.
Derneğimizin çalışma alanı olan Gölyazı Kasabası;
Konya ili Cihanbeyli ilçesi sınırları içinde Tuz Gölü'ne 8,
Tersakan Gölü'ne de 10 km yakınlıktadır.
Öncelikle tahliye kanalının beldemize ve çevresine verdiği
zararlardan başlamak istiyorum.
Beyşehir Gölü'nden Tuz Gölü'ne kadar uzanan bu tahliye kanalı, yol
boyu bütün yerleşim birimlerinin evsel ve sanayi atıklarını
da taşımaktadır. Bu kanal beldemizin içinden geçen büyük ve
açık bir kanalizasyondur. Bu durum bölgedeki insanları ve bu
koşullarda oluşan tuzu yiyen herkesin sağlığını
çok ciddi boyutlarda tehdit etmektedir. AB standartlarını yakalamaya
çalışan Türkiye'de kanal boyundaki yerkeşim yerlerinin ve
özellikle de binlerce nüfusun yaşadığı beldemizin
sağlığını, tarımını ve
hayvancılığını olumsuz yönde etkileyen bu kanal
faciasına seyirci kalınamayacağı ortadadır.
Diğer bir nokta da bu kanalın Tuz Gölü'üne dökülmesi nedeniyle gölün
doğal yapısını bozması ve tarım
alanlarını mera arazilerini her geçen gün yok etmesidir. Oysa
beldemizin başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
Bu olumsuzluğun tarım ve
hayvancılığımızı da ne denli etkilediğini
herkesçe bilinmektedir. Bunun yanında söz konusu durum ekolojik dengenin
tahribine de yol açtığı için yöremizdeki binlerce canlı ve
kuş türü de neredeyse yok olmuştur.
Birçok kuş türünün aylarca uğrak yeri olan beldemiz, bu güzellikleri
neredeyse yitirdi.
Kasabamız sınırları içinde yer alan Tersekan Gölü'nde
sodyum sülfat tesisleri de yer almaktadır. Bu tür tesisler, bir bölgenin
yaşam standartlarını olumlu etkilerken gelin görün ki,
bölgemizde her alanda bir tahribata ve gerilemeye neden olmuştur. Ekolojik
bir altüst oluşa yol açan bu bölgedeki kimyasal üretim ve
çalışmalar, kimyasal tozlaşmaya sebep olmakta, bu kimyasal
tozlar, bölgede bitki örtüsünü yok edip binlerce hektar tarım ve mera
arazisini çoraklaşmayla yüz yüze getirmiştir. İşletmeci
firma Bolluk Gölünden,DSİ ana tahliye kanalından ve sondaj
kuyularından temin ettiği suyu havuzlanma yoluyla sodyum sülfat
üretiminin artmasını sağlanmaktadır. Bu durum yüksek
basınç yoluyla zayıf bulduğu bölgelerde patlak vererek ufak
göller oluşturmakta, yazın dayanılmaz kötü kokular yaymakta ve
çoraklaşmayı hızlandırmaktadır. Doğaldır ki
çevresel bozulmalar ister istemez ekonomik etkinlikleri de belirleyecektir.
Tarım alanları ve meraları çoraklaşan
insanlarımız, ekonomik sorunlar ve bunların yansıması
olan diğer sorunlar nedeniyle yüzyıllardır
yaşadıkları bu toprakları terk edip başka yerlere
özellikle de yurt dışına ve büyük kentlere göç etmektedirler.
Göçün, hem kentlerde hem de bu göçü yaşayan insanlarda ne tür tahribatlara
yol açtığını hepimiz her gün basından takip ediyoruz.
Bulunduğu yerde mutlu olmayan insanlar ister istemez çeşitli
toplumsal sorunların da kaynağı olurlar. Bu
sorunlarımızla ilgili şimdiye kadar hiçbir hükümetin yeterince
duyarlılık gösterdiği söylenemez.
Saygıdeğer katılımcılar
Sınırlı bir sürede aktarabileceklerim de doğal olarak
sınırlı olacaktır. Kendi kaderine terk edilen yöremizin
karşı karşıya olduğu sorunların ancak özetini
verebildim.
GÖL-SAĞ derneği kuruluşuna müteakip çeşitli sivil toplum
örgütleriyle temasa geçerek yöremizin ve beldemizin sorunlarını dile
getirmeye çalıştı. En son 17. 04. 2005 tarihinde birçok
sağlık, çevre ve diğer sivil toplum örgütleriyle birlikte
bölgede bir çevre ve sağlık taraması yaptık. Durumun
vahametini yerinde gözlemledik. Bu çalışmamız, ulusal ve
bölgesel basın ve televizyonlarda geniş yankı buldu.
Beklentimiz odur ki, ilgili bakanlık, kurum ve sivil toplum örgütleri,
konuyu ivedilikle gündemine alır ve derhal bölgeye bilim adamları ve
çevreci kuruluşların da içinde yer aldığı bir heyet
göndererek sorunu yerinde tespit edip çözüm yolunda kalıcı
adımlar atar.
Bu aşamada aşağıdaki önerilerimizi bilgilerinize arz
ediyorum.
1-) Alınacak kararlar eski araştırmalara
dayandırılmamalı
2. Acil olarak detaylı bir bilimsel araştırma
başlatılmalı
3. Bu konu önemsenmeli, ilgili tüm kurum, kuruluş ve sivil toplum
örgütlerinden koordine kurulu oluşturulmalı
4. İlgili tüm kurumlar bölgede bir temsilci bulundurmalı
5. Erozyonu önlemek ve ağaçlandırmaya öncülük etmesi amacıyla
TEMA vakfı katkı yapmalı. TEMA'nın Türkiye'nin birçok
yerinde, özellikle Karapınar'da yaptığı
çalışmaları takdirle karşılıyoruz. Biz de bu
halkaya dahil olmak istiyoruz.
Gölsağ Derneği olarak yardımcı olabileceğimiz her
konuda, her zaman hazır olduğumuzun bilinmesini istiyoruz .
Bizi sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor sayılar
sunuyorum.